9 Ekim 2022 Pazar

 SOY GRUPLARI

 

Türü ne olursa olsun soy grupları aidiyet duygusu, sosyal dayanışma,yardımlaşma, güvenlik, korunma ve hizmet sağlayan iyi organize olmuş, iş birliği ve iş bölümüne dayanan gruplardır.

  Sülale: “Ortak bir atadan geldiğine inanan ve bunu bilinen bağlarla kesin bir şekilde soy ağacında gösterebilen kan bağına sahip akrabalardan oluşmuş kolektif bir soy grubudur.

 Klan: Klan, birbirine kan bağı ile bağlı olmayan, soylarının gerçek veya hayalî olarak ortak bir atadan geldiğine inanan kişilerden oluşan kolektif olmayan bir soy grubudur.

 Akrabalık İsimlendirme Sistemleri Morgan,Afrika ve Avustralya dışındaki bütün toplumlar ve kültürler için geçerli olan akrabalık göstergelerini kapsayan,

 1. Betimleyici (tanımlayıcı)

 2. Sınıflayıcı şeklinde iki ana akrabalık isimlendirme sistemi önermiştir.

 Eskimo Sistemi: Kuzey Kanada ve Grönland’ın kuzeyinde yaşayan İniut toplumu olarak bilinen Eskimo akrabalık sisteminde kuzenler(paralel kardeş, amca,teyze çocukları ile aykırı kardeş dayı, hala çocukları) erkek ve kız kardeşlerden ayırt edilerek isimlendirilir.

 Hawai Sistemi: Aynı kuşakta ve aynı cinsiyette olan bütün akrabalar için aynı akrabalık terimleri kullanılır.

 Kadın kuzenler, kız kardeş, erkek kuzenler de erkek kardeş olarak ifade edilir.

 Örneğin, baba için kullanılan terim, hem babanın erkek kardeşleri hem de annenin erkek kardeşleri için kullanılır.

 Iroquois Sistemi: Bu akrabalık terminolojisinde bir kişinin babası ile amcası ve annesi ile teyzesi aynı terimle ifade edilir.

 Ancak babanın kız kardeşi ile annenin erkek kardeşi için farklı terimler kullanılır.

 Aynı kuşaktaki erkek kardeşler ve paralel kuzenler (babanın erkek kardeşinin çocukları ve annenin kız kardeşinin çocukları) arasında aynı cinsiyete sahip olanlar ortak terimlerle ifade edilir.

 Crow Sistemi: Anaerkil soy çizgisinin güçlü bir şekilde ön plana çıktığı bu sistemde annenin ve babanın akrabaları birbirinden ayrılarak gruplandırılır.

 Babanın ana soyundan gelen akrabaları (baba, amca, hala oğlu ile hala kızı)cinsiyetlerine göre aynı terimle ifade edilirken, anne tarafından akrabalar arasında cinsiyet farkı gözetilir.

 Omaha Sistemi: Anaerkil Crow sisteminin ataerkil uyarlamasıdır. Babayanlı bir soy dizgesine dayanır.

 Anne ve annenin kız kardeşi aynı terimle isimlendirilir.

 Baba ve babanın erkek kardeşi aynı terimle tanımlanır.

 Sudan Sistemi: Bu sistem bütün akrabalık sistemleri içerisinde en fazla ayrıntılı terminoloji içeren bir tiptir.

 Sudan sisteminde hem aykırı kardeş çocukları, hem de paralel kardeş çocukları ve kardeşler ayrı ayrı isimlendirilir.

 Cinsiyet ve Yaş Grupları:Yaş grupları, yaş faktörüne göre tanımlanan ve bütün toplumlarda insanları organize etmek için kullanılan önemli gruplardan birisidir.

 Üyeliklerin, yaşı esas alarak gerçekleştirildiği, organize olmuş insan grubuna yaş grubu denir.

 Modern toplumlarda yaş grupları, çok küçük yaş ünitelerine ayrılabilir.

 Ergenlik, gençlik, orta yaşlılık ve yaşlılık şeklinde sadece yaş faktörü esas alınarak yapılan bu gruplandırmadan hayatı boyunca her insan geçer.

 ***Yaş gruplarının oluşmasında biyolojik etkenlerden ziyade kültürel etkenler daha çok rol oynar.

 Nitekim toplumlar kültürlerinin izin verdiği ölçüler dahilinde insan hayatını belli evrelere ayırarak sınıflandırmışlardır.

 Afrika toplumlarında, Polinezya, Melanezya,Avustralya, Meksika, Amerika Yerlileri, Eski Yunanlılarda ve Romada yaş grupları dinî ve sosyal gruplar olarak karşımıza çıkmaktadır.

 Neredeyse bütün kültürlerde belirli bir yaşa ulaşan herkes koşulsuz olarak belirli bir yaş grubuna katılır.

 Ancak bazı kültürlerde yaş gruplarına üyelik çok kolay değildir.

 Pek çok toplumda yaş gruplarına giriş, belli ayin ve ritüellerin uygulanmasıyla gerçekleşir. Örneğin, Kuzey Amerika yerlilerinde bir erkek, gelenekleri, dansları ve şarkıları bilemezse yaş grubuna giremezdi.

 Bazı toplumlarda ise yaş gruplarına üye olarak katılmak isteyen aday, belli bir ücret ödemek zorundaydı.

 Bir yaş grubundan diğerine geçiş, doğum, ergenlik, evlilik ve statü gibi bireyin hayatında meydana gelen değişmelerle gerçekleşir.

 Ortak Çıkar ve İlgi Grupları:Bireysel ilgi ve toplumsal ihtiyaçlardan kaynaklanan ortak çıkar grupları, dünyadaki şehirleşmeye ve toplumsal karmaşıklığa bağlı olarak yükselişe geçmiştir.

 Toplumsal farklılaşma ve değişmeye paralel olarak, yaş ve akrabalık gruplarının işleyiş mekanizmaları bozulmuştur.

 Bireyin ihtiyaç, çıkar ve ilgilerini, bozulan sosyal ilişkiler yoluyla karşılamak güçleşmiştir.

 İşte bireyin, bu tür çıkar ve ilgilerini karşılayabilecek gruplara yönelimi artmıştır.

 Ortak çıkar ve ilgi grupları oldukça esnek oldukları için şehirlerden köylere varıncaya kadar bireysel ve toplumsal ihtiyaçları karşılayabilecek yapısal özelliklere sahiptir.

 Özellikle hızlı sosyal değişmelerin yaşandığı toplumlarda, yaş ve akrabalık gruplarının yerine getirdikleri fonksiyonları, ortak çıkar grupları yerine getirir.

 ***Çoğu kültürde ortak çıkar grupları, bireyin statüsünü, prestijini, sosyal uyumunu ve grubun ayakta kalmasını sağlar.

 İnsanların birtakım amaçlarını, çıkarlarını ve ilgilerini gerçekleştirmek üzere kurdukları ikincil ilişkilere dayalı oluşumlardır.

 Antropolojide oldukça çeşitleri olan ortak çıkar ve ilgi grupları, gönüllü yapılar olarak tanımlanır.  Ancak bu tanımlama, tam olarak bu tür grupları açıklamamaktadır.

 Bu oluşumlara bireyler tamamen gönüllü ya da zorunlu olarak üye olabilir.

 Çünkü bu tür gruplara katılım, gönüllü olabildiği kadar sendikalar,sosyal güvenlik ve sağlık örgütleri gibi yasal zorunluluklar nedeniyle de gerçekleşebilir.

 Sınıflar:Toplumsal değerlendirme sonucunda eşit ya da eşite yakın prestije sahip aileler kümesine sosyal sınıf denir.

 Genellikle sınıf, ekonomik kaynaklara aynı uzaklıkta ve yakınlıkta olan üyelerin siyasal ve toplumsal yaşam tarzlarını,tercihlerini belirleyen büyük bir topluluk kesitidir.  Sınıf farklılıkları şunlardır:

1-    Sınıflar, yasal veya dinsel değerlere bağlı olarak yapılanmazlar. Sınıflara üyelik, ailevi, yasal, dinî veya geleneksel bir temele dayanmaz.

 2-    Sınıf içerisinde doğmak yoluyla elde edilen üyelikler olabildiği gibi çoğu zaman kazanılmış bir konum olarak da sınıf üyeliği gerçekleşir.

Sınıflar arası yukarı ve aşağı, dikey ve yatay toplumsal hareketlilik mümkündür.

3-    Sınıflar, bireyler arasında maddi kaynakların mülkiyeti ve kontrolü açısından ekonomik farklılıklara dayanırlar.

Diğer gruplarda ise ekonomik farklılıklardan daha çok statü, prestij, geleneksel ve kültürel farklılıklar önemlidir.

 4-    Sınıflar, genellikle formal ilişkilere bağlı olarak şekillenir. Çalışma koşulları,ücret, mesleki farklılıklar içinde biçimlenir.

 Bu yüzden sınıflar, modern ve sanayileşmiş toplumlarda daha çok görülürler.

 ***Sosyal antropolojide sınıflar, genellikle alt, orta ve üst sınıf şeklinde üç temel gruba bölünür.

 Bazı antropologlar, bu üç sınıfın her birini kendi içinde üçe ayırmaktadır.

 Bunlar:

1-    Alt sınıfın en üstü, ortası ve en altı,

2-    Orta sınıfın en üstü, ortası ve en altı,

3-    Üst sınıfın en üstü, ortası ve en altı.

 Toplum içindeki bireysel rol çeşitliliği sosyal sınıfların temelini oluşturur.

 Sınıflar için rol farklılaşmasına ilave olarak, rollerin davranışları, belirleyecek şekilde yasal bir değer kazandırması ve değer verilen rollere ulaşan bireylerin sayısının sınırlı olması gerekir.

 

 İNSANLIĞIN EVRELERİ - 1

 

İnsanoğlunun iki büyük devrim ve üç evreden geçtiği bilinmektedir.

Paleolitik: Eski taş, yontma taş ya da üretim öncesi evredir.

 Neolitik: Yeni taş, cilalı taş ya da üretim evresidir.

 Endüstri: Makine, enerji ya da yoğun üretim evresidir.

 En uzun evre ilk taş aletlerle başlayan, en az iki milyon yıl süren paleolitik dönemdir.

 Neolitik devrimi adı verilen dönemde hayvanların evcilleştirilmesi ve “tarım devrimi” olarak bilinen devrim gerçekleşmiştir.

  İnsanoğlu hayvan ve bitkileri evcilleştirerek onların biyolojik evrimine, türleşmesine, melezleşip çoğalmasına aracı olmuştur.

 Avcılıktan toplayıcılığa, hayvancılıktan tarımcılığa geçiş en büyük kültürel devrimlerden biri olmuştur.

 İnsanoğlunun değişik zaman ve ortamlarda insanın varlığını devam ettirmek için başvurduğu yöntemlere uyarlanma diyoruz.

Farklı kültürlere sahip hâlkların benzer çevresel koşullara, benzer kültürel uyarlanmalar geliştirmesi olgusuna yakınsak evrim denilir.

 Toplumun hayatını kazanmasında önemli rol oynayan kültür özelliklerine kültürel öz denmektedir.

 Kültürel öz kavramı, toplumun yiyecek üretme tekniklerini, yaşadığı çevrede var olan kaynakların bilgisini ve bu tekniklerin yerel çevreye uygulanmasıyla ilgili çalışma düzenlemelerini içine alır.

 Kültürel öz, kültürün, yiyeceğin üretimi ve dağıtımıyla ilgili boyutlarını da içerir.

 Kültürel evrim sürecinde insanlar besin gereksinimlerini çeşitli kaynaklardan sağlamışlardır.

 Doğal koşullarda kendiliğinden biten ve yetişen bitkiler ve yabani hayvanlar;Yapay olarak insanın yetiştirdiği bitkiler ve besin maddesi olarak yararlanmak üzere evcilleştirdiği hayvanlar.

 Uyarlanma stratejisi:Özel bir toplumsal grubun veya bir araya gelmiş topluluğun, dış veya iç sınırlamalar karşısında onlarla mücadele etmek veya onlara uyum sağlamak için izlediği yol  ve belirlediği tutumu ifade etmektedir.

  Avcı-Toplayıcı Toplum:Kültür tarihindeki en eski ve uzun dönemin Paleolitik dönem olduğu bilinmektedir.

 Paleolitik dönem içinde insanoğlu henüz üretimi bilmediği için toplumsal yaşam da avcılık ve toplayıcılık dönemi olarak isimlendirilir.

 İnsanlık bugünkü seviyesine gelmeden önce avlanma, balıkçılık ve vahşi bitki toplama ile geçinmişlerdir.

 Yiyecek Toplayıcı Yaşamın Özellikleri: Yiyecek toplayıcılar,tarım yapmayan ve hayvan beslemeyen kişilerdir.

 Su kaynaklarını seçerler.

 Yiyecek toplayıcılar genelde 25-100 kişiden az gruplardan oluşmaktadır.

 Mal varlıkları fazla değildir, sadece avcılık için gerekli aletlere sahiptirler.

 **Besin üretimi tekniklerinin ilkel ve yetersiz olduğu toplumlardır.

  İnsanlar günü gününe geçimlik düzeyinde yaşarlar.

 Bu toplumlar arasında görülen çeşitlilikler, daha çok fiziksel çevrenin farklılığına dayanır.

“Artık ürün” yoktur.

Karar verme ve toplumsal denetim sistemleri Gayri resmî şekilde işler.

 Besin kaynaklarını ararken ve onları temin ederken oldukça az enerji tüketirler.

 Üç temel ögenin, Yiyecek Toplama sürecinde geliştiği söylenebilir.

 Bunlardan ilki cinsiyete dayalı iş bölümüdür.

 İkinci temel özelliği, yiyeceklerin yetişkinler arasında paylaşımıdır.

  Yiyecek toplayıcı toplulukların en önemli özelliği eşitlikçi olmalarıdır.

 Üretici Toplum (Bahçeci, Yoğun Tarım ve Hayvancılar): Paleolitik çağın devamında yaklaşık 5 bin yıllık geçiş dönemi olan mezolitik kültürü, Neolitik kültür diye adlandırılan tarım kültürü takip eder.

 Antropolojinin tarih anlayışında insanlık tarihinin iki önemli dönüşüm noktasından ilki Neolitik Devrim, ikincisi ise Sanayi Devrimi’dir.

 Bu evrede hayvan ve bitkilerin bazılarını evcilleştirmeyi başarmışlardır.

Kısaca avcılık ve toplayıcılığın yerini rençberlik almaya başlamıştır.

  Bugünkü toplumsal, siyasal ve kültürel kurumların pek çoğunun temelleri atılmıştır.

 İnsanlar alet yapmaya başladıktan sonra büyük miktarda et ve bitki tüketmeye başlamışlardır.

Yerleşik hayata geçme hızlanmıştır.

 Bahçıvanlık:Bu yeni yaşam biçiminde kimi topluluklar bahçıvanlığı benimsedi.

 Yani geniş çapta sulama yapmadan ve saban kullanmadan basit el aletleriyle çalışan topluluklar olarak yaşamaya başladı.

 Bu topluluklar kendi başlarına yeterli, siyasal açıdan özerk, yaklaşık 500- 600 kişilik küçük köyler niteliğindedir.

 Toprağı ekip biçmede ilk araç insan emeği ve aletleridir.

 En yaygın teknik yak-aç tarımıdır.

Bu teknikte ağaçlar ve diplerinde büyüyen çalılar kesilerek gübre amaçlı bir kül tabakası oluşturacak biçimde yakılır.

Çiftçiler, avcı-toplayıcılardan daha fazla insan besleyebilecek ekonomik güce sahiptirler.

 Hane bahçeci toplumların temel birimidir; bir toplulukta ailelerin bütünlüğü temel olarak akrabalık bağları ve siyasal örgütlenme yoluyla sağlanır.

 YOĞUN TARIM:Arazinin ve doğal çevrenin daha fazla değişimine sebep olur.

 Yoğun tarım, sulama, gübre ve hayvanlar tarafından çekilen metal ya da tahta bir saban kullanımını gerektirir.

 Bahçıvanlardan farklı olarak, ziraatçılar artı değer üretebilir.

 Yoğun tarım yöntemleri, sulama kanalları, sekileme, nöbetleşe ekim ve hayvan cinslerinin iyileştirilmesini kapsamaktadır.

 Bu tekniklerle, ekilen tarlaların verimi artırılabilir,

daha fazla arazide ekim yapılabilir ve nadasa bırakma dönemleri azaltılabilir ya da kaldırılabilir.

 Yoğun tarım, çevreyi yeniden şekillendirir.

 **Tarıma geçişle birlikle ilk kentlerin ortaya çıkışı olarak Mezopotamya ve Mısır gibi yöreler gösterilebilir.

 Yiyecek üreticiler, ürün yetiştirme tekniklerini ya kuru iklime sahip yaylalara ya da tropik iklime göre ayarlamaktadırlar.

 Hayvancılık:Göçebeler iki ana göç örüntüsü izlerler: Bunlardan biri, hayvanların besin ihtiyacı için oldukça geniş bir alandaki düzenli hareketlerle biçimlenen yatay göç; diğeri ise, alçak ve yüksek alanlar arasındaki mevsimsel hareketlilik olan yaylacılıktır.

 Hayvancılık toplulukları, tarımın yapılmasına uygun olmayan yerlerde gelişmiştir.

Yeterli yağmurun olmaması, iklim koşullarının ürün yetiştirmeye uygun olmaması, dağlık ve engebeli bir arazi gibi engeller, hayvancılığı teşvik etmiştir.

 Modern (Endüstri) Toplum:Endüstri devrimi, insanların organik enerji kaynakları yerine inorganic enerji kaynaklarını kullanarak üretimi tekil ve geçimlik veya düşük artık değer yaratan üretimden seri ve yüksek artık değer yaratan üretime taşıdıkları ve büyük ölçüde kapitalist üretim tarzının yarattığı üretim ilişkilerinin ürünü olan üretim aşamasıdır.

 Hayatlarını devam ettiren bireyler için artık farklı iş alanları ve bölümleri ve dolayısıyla sanat kolları ortaya çıkmıştır.

 **Endüstri devrimi 18.yüzyılda İngiltere’de başlamıştır.

 Şehirlerde artık yüzyüze ilişkiler yerine resmî ve bürokratik yapılanmalar toplumsal ilişkilerde hâkim unsur olur.

Yine toplumsal farklılaşmalar yaşa, cinsiyete ve ekonomik yapıya göre belirlenir.

Kentleşmeyle birlikte insanın kültürel açıdan değişimi de hızlanmıştır.

 Önce yazı, sonra tekerlek, yelken icat edilmiş, ticaret yoğunlaşmış ve denizaşırı seyahatler başlamış, demir ve harp aletleri de yeni sektörler olarak gelişmiştir.

 **Artık toplumsal statü ve roller belirginleşmiştir.

 Tüccarlar, din adamları, askerler, zanaatkârlar, çiftçiler ve diğer insanlar olarak toplumsal tabakalaşma yapısı kentlerde belirginleşmiştir.

 Daha önce üretime bağlı olan zaman anlayışı, hayat biçimi, dünya görüşü, uydu yayınlar, internet, görüntülü konuşma ve daha nice olanaklarla bilginin üretim ve tüketim hızı ile belirlenmeye başlamıştır.

 Modern ve sanayileşmiş toplumların temel özellikleri olarak şunlar ifade edilebilir.

 -Mekanikleşme ve uzmanlaşmış verimli birimler oluşmuştur. 

-Kullanılan ham maddeler çeşitlenmiştir.

-Enerji kaynakları ve üretimi farklılaşmıştır.

-Aletler çok daha karmaşık ve etkili olmuştur.

 **Malların üretim ve tüketiminde büyük artışlar olmuştur.


UYGULAMALI ANTROPOLOJİ - 1

 

20. yüzyılın büyük bölümünde uygulamalı antropolojinin nispeten olumsuz bir imajı olmuştur.

 Bunun nedeni, büyük oranda uygulamalı antropolojinin erken dönemde kolonileşme ile ilişkilendirilmesidir.

 Özellikle İngilizler olmak üzere koloni güçlerinin büyük bölümü yerel halkların idaresini kolaylaştırmaya yardımcı olmaları için antropologları görevlendirmiştir.

 Bu antropologlar tarafından yapılan çalışmalarda ulaşılan bulgular, yerel halkın ihtiyaçlarıyla her zaman aynı örtüşmeyen koloni idarecilerinin ihtiyaçlarının giderilmesi için kullanılmıştır.

Koloni idaresiyle girdiği bu ilişki nedeniyle uygulamalı antropoloji kuşkulu etik standartlar içeren bir bilim dalı olarak görülmüştür.

  Daha genel anlamda bazı antropologlar uygulamalı antropolojinin kültürel görecelilikle uzlaşmalarını gerektireceğini düşündükleri için uygulamalı antropolojiyi reddetmiştir.

Son zamanlara kadar uygulamalı antropoloji çok sayıda antropolog tarafından tam olarak meşru olmayan bir alan olarak değerlendirilmiştir.

Örneğin Angrosino şu görüşü ileri sürmüştür:“Aristokrat bir ailenin ödemelerine devam etmek amacıyla ticarete girmesi gibi uygulamalı antropologlar da bilim dallarının erdemini basitleştirmekteydi.”

 Etnosentrizm Sorunu:Etnosentrizm, kişinin kendi kültürünün en iyi olduğu inancıdır.

 Planlanan değişiklikleri uygulayacak olan kişiler ayrıca kendi  etnosentrik yaklaşımlarından kaynaklanan sorunlara karşı da kendilerini savunmak zorundadır.

Bu kişilerin çoğu Amerika’da ve Amerikan kurallarına göre eğitim almış olduğundan çoğunlukla uygun olsun ya da olmasın çalışma yaptıkları tüm ülkelerde Amerikan davranış tarzını yerleştirerek projelerinin başarılı olmasını sağlamaya çalışmaktadır.

 Kültürel değişkenliklere bu şekilde duyarlı olunmamasına ilişkin bir örnek İran’daki bir grup insana yönelik olarak sağlık koşullarını iyileştirmek için duşlar tasarlayan “teknik uzman”ın faaliyetleridir.

  Bu uzman, bu bölgedeki erkeklerin diğer erkekler tarafından bile olsa çıplakken başka kişiler tarafından görülmekten hoşlanmadığı konusunda bilgi edinmemiştir.

 Bu bilgiden yoksun olduğu için yenilikçi uzman, duş bölümleri arasında perde olmayacak şekilde Amerika’daki tipik erkek yurtlarındaki gibi duşlar tasarlamıştır.

 Kuşkusuz bu tasarım, İranlı erkekler  tarafından sevilmemiş ve kullanılmamıştır.

 İdarecilerle Çalışmanın Zorlukları:Değişiklikleri uygulamaya sokan kişiler etnosentrizmden kaçınsa ve hedef popülasyonla uyumlu şekilde çalışsa bile değişiklikleri uygulayan kişiler ile adına çalıştıkları örgütler arasındaki ilişkiler etkili değişimlerin meydana getirilmesine engel olabilir.

idareciler değişikliklerin son derece hızlı bir şekilde uygulanmasını isteyebilir ve teklif edilen değişiklikler hedef popülasyon için en iyi çözüm olmasa bile dışarıdaki kişilere iyi gözükecek sonuçların alınmasını sağlayabilir.

 Değişimi uygulayan kişilere çalışmalarını yapmaları konusunda önemli ölçüde özerklik verilirse başarı olasılığı daha fazla olacaktır.

 Yapılan Kültürlerarası Hatalar :Kültürlerarası bir ortamda çalışma yapmaya çalışırken antropologlar çoğunlukla çeşitli iletişim riskleriyle karşılaşmaktadır.

 Farklı kültürlerde yaşayan insanların dilleri farklıdır ve bu insanların vücut dilleri de çoğunlukla farklıdır.

 Desmond Morris’in belirttiği gibi kişinin kulak memesini masumca çekmek beş farklı Akdeniz kültüründe beş farklı anlama gelmektedir.

 Bir İspanyol için bu hareket, “Sen beleşçisin.”, Yunanlı için “Sen bir korkaksın.”, İtalyan içinse “Kaybol ortalıktan.” demektir.

  Sadece bir Portekizli için bu hareketin güzel bir anlamı vardır ve dolayısıyla bir hakaret olarak yorumlanmaz.

 Uygulamalı Antropolojinin Kabulü:Uygulamalı antropolojiye yönelik tutumlar, dönem dönem ve ülkeden ülkeye değişiklik göstermiştir.

 Uygulamalı antropolojiye yönelik söz konusu tutum farklılığı nasıl açıklayabilir?

Buna ilişkin en az iki etmen açıklama getirmektedir:

Uygulamalı antropoloji kolonizmle ilgili mi değil mi ve uygulamalı antropologlara yönelik çalışma piyasası ne durumdadır?

ABD’deki çoğu antropologun uygulamalı antropoloji ile ilgili olumsuz duygulara sahip olmasının nedenlerinden biri uygulamalı antropolojinin İngilterede ve daha az oranda da Fransa, Belçika ve Hollanda gibi ülkelerdeki erken dönem gelişimi ile ilgilidir.

İlk zamanlarda bu ülkelerin antropologları kendi kolonilerinin idaresini kolaylaştırmak üzere görevlendirmiştir.

Her şeyden önce antropologlar tarafından gerçekleştirilen çalışmaların hedeflenen faydalanıcı kitlesi, koloni güçlerinin yönetiminde bulunan insanlar değil, koloni yöneticileri olmuştur. 

Ne yazık ki bu çalışmalar sonucu elde edilen bilgiler çoğunlukla yerli halkın ihtiyaçlarını ve isteklerini gözardı etmek üzere kullanıldığı için uygulamalı antropoloji yaşam serüvenine sorgulanmaya açık bir ünle başlamıştır.

  ****Uygulamalı antropoloji, antropologların çoğunlukla üniversiteler ve müzeler dışında görevlendirilmeleri tercih edilmektedir.

 Örneğin, Meksika’da antropologların çoğu hükümet kurumlarında ve enstitülerde görevlendirilmekte, toplumsal sorunlar konusunda çalışmaktadırlar.

 Öte yandan antropolojinin modern dünyanın sorunlarına dikkate alındığında müdahele etmesinin meşru ve hatta gerekli olduğunu düşünen antropologlar da bulunmaktadır.

  ***Uygulamalı antropolojiyi savunanlar tarafından ileri sürülen bir diğer görüş de şudur: Kültürel değişimle ilgili programlarda yer almamak ya da yorumda bulunmamak etik değildir, çünkü açlık ve hastalık gibi sorunlardan kurtulmak isteyen dünya çapında milyonlarca insan bulunmaktadır.

  İkinci Dünya Savaşı’ndan itibaren ABD ve İngiltere gibi ülkelerdeki uygulamalı antropologlar politik ve askerî konulardan uzaklaşıp büyük oranda sağlıkla ilgili, ekonomik ve eğitimsel ilerlemeler üzerinde odaklanmıştır. 

  ŞAMANİZMİN BİLİMSEL ARKA PLANI     Bugün birçok ülkede bilimsel çalışmalar disiplinlerarası bilimsel araştırmalar şeklinde yürütülme...