1 Aralık 2022 Perşembe

  ANTROPOLOJİK KAPİTALİZM - 5

 

Antropolojide sınıf mücadelesi

 Onun atraksiyoner öyküleri, mizansen, çarpıtma ve spekülasyonları, aynı konu ve alanlarda ciddi inceleme araştırmalar yapmış olan uzmanları, bilim insanlarını, gerçek antropologları, tarihçileri, ekonomi-politik ve siyaset bilimcileri ise, kelimenin tam anlamıyla çıldırtır.

Özellikle antropoloji (ve tarih, etnoloji, arkeoloji gibi bağlantılı) alanlarda, Jared Diamond endüstrisi ve markasının en az 20 yıl boyunca kurduğu tekelci tahakküme karşı tepki ve isyan, onun her kitap ve yazısıyla biraz daha büyüdü, adeta “antropolojik iç savaş”a dönüştü.

Antropologları çıldırtan, Jared Diamond'ın aşırı kibri, karierizmi veya antropoloji tarihinde benzeri görülmemiş bir best-seller olması değildi.

Daha önce de pek çok pop-antropolog çıkmış, biraz piyasa yaptıktan sonra bir iz bırakmadan unutulup gitmişlerdi.

Asıl çıldırtıcı olan, tarih, toplum, toplumsal ilişkiler, ekonomi, siyaset, kültür gibi en temel konuları en hafif deyişle anlamayan, gerçekte ise düpedüz inkar eden ve çarpıtan birinin, tepelerine antropoloji peygamberi olarak atanmış olmasıydı.

 Alanın tüm bilimsel birikimi, tüm saha inceleme araştırmaları – en başta Marksist antropoloji ve tarih bilimi, eleştirel antropoloji akımları olmak üzere- yok sayılıyor, yerlerine Jared Diamond'ın jeo-determinist kurgu, öykü ve fantazileri geçiriliyordu. En azından birkaç kuşak antropoloji ve arkeoloji öğrencisi,  temel ve zorunlu referans haline getirilen Jared Diamond kitapları ve yine Jared Diamond endüstrisi tarafından yeniden dizayn edilen antropolojiye giriş ve ders kitapları ile şekilleniyordu.

Marksist ve sol antropologların Jared Diamond eleştirileri, “can çekişen Marksizm ve solun bilim düşmanlığı, çekemezlik, vb” addedilerek medyada, akademide ve popüler antropoloji yayınlarında yer bulamıyordu.

 Savaşım gerçekten uzun ve sert oldu.

Saha araştırması yürüten antropologlar, Jared Diamond'un kendi alanlarına dair çarpıtma ve uydurmalarını düzeltmek ve eleştirmek için bir araya gelerek kitaplar yayınladılar.

Yalnızca Jared Diamond'ın tarih ve antropoloji konusundaki bilim-dışı tez ve çarpıtmalarını eleştirip teşhir etmek için antropoloji siteleri açıldı.

Jared Diamond'un her kitabına karşı artan sayıda, yüzlerce, giderek sertleşen eleştiri ve deşifrasyon makale ve yazısı yayınlandı.

 Artan sayıda akademisyen üniversitelerde, Jared Diamond'un kitaplarını veya onun kitapları üzerinden hazırlanan antropolojiye giriş ve ders kitaplarını okutmayı boykot etmeye başladılar.

 Yerliler de Jared Diamond'un kendileri hakkında uydurduğu reality show cinsinden öyküleri öğrendikçe, isyan etmekte gecikmediler.

Onun uzmanı geçindiği Yeni Gine yerli toplulukları hakkında New York Times'ta yayınlanan “kan, intikam, şiddet, tecavüz” asparagaslarıyla dolu bir yazısı, yerliler tarafından dava edildi.

Yeni Gine yerlilerinin Pulitzer ödüllü bir best-seller yazarına açtığı uluslar arası dava, büyük ilgi çekti.

Yerlilerin kazandığı dava, 2000'li yılların en büyük “antropolojik skandal”larından biri olarak kayıtlara geçti.

Pop-bilim starının, sözde uzmanı olduğu yerliler hakkında Batılı beyaz orta sınıflara pazarladığı ırkçı reality şov senaryoları sarsılmaya ve kitaplarındaki benzer hikayeleri daha derinlemesine sorgulanmaya başlandı.

 Ardından dünyanın en büyük ve en vahşi petrol tekellerinden Chevron'un Yeni Gine'de yerlilerin yaşam alanındaki petrol çıkarma ve nakil faaliyetlerinin “çevre ve yerli dostu” diye sunmasının üzerine gidildi.

Chevron'un yerli toplulukları, yaşam alanları ve doğaya karşı verdiği hiçbir taahhütü yerine getirmediği, bunun üzerine petrol sahasını bloke ederek direnişe geçen yerlilere baskı, saldırı ve tutuklama operasyonları düzenlettiği, yerli toplulukları arasında savaş kışkırtıcılığı yaptığı, ortaya çıkarıldı.

 J. Diamond'un “önlenemez yükselişi”, her kitabı ve yazısıyla biraz daha büyüyen tepki, teşhir, eleştiri, protesto dalgalarıyla “önlenemez düşüşe” döndü.

Gerçi antropoloji alanındaki gölgesi Batıda bile halen tam kalkmış değil, bu tartışmalar kitaplarının yeni baskılar yapmaya devam ettiği Türkiye gibi ülkelerde ise hiç bilinmiyor.

 Ancak son kitabından sonra, bir dizi antropoloji profesörü bile onun yeni-malthusçuluğunu, ırkçılığını, emperyalizm özürcülüğünü eleştirip ona karşı cephe almaya başladılar.

 J. Diamond, yıllar süren mücadelelerle pop-antropoloji tahtından devrilmişti.

Ama ne yazık ki, yıkılan, tüm o mali oligarşik kapitalist tekeller, sponsorluk ve fonlar, medya, akademi, vakıf ve kitap kulüpleri ile kaynaşmış pop-bilim endüstrisi değildi.

Nitekim endüstri, J. Diyamond 2009'dan itibaren giderek büyüyen skandallarıyla inişe geçmeye başladığı anda, yeni bir küresel pop-antropoloji starı yaratma arayışına girmişti.

 Çok geçmeden, 2012'de “Sapiens: İnsan Türünün Kısa Tarihi” kitabıyla, Juval Norah Harari piyasaya sürüldü.

Bu seferki “30'dan fazla dile çevrilecek, her dilde 10-15 baskı yapacak, dünya çapında milyonlar satacak” kitabın sponsorluğunu ve marka lansmanını Facebook patronu Marc Zucenkberg yaptı!

Bir dizi fikri olduğu gibi J. Diamond'dan alan Harari'nin onun tam post-modernleşmiş kinik ve nihilist versiyonu ve devamcısı olduğu söylenebilir.

 Her ikisi de pop-antropoloji ve futuroloji starları olarak, küresel tekelci oligarşik kapitalizm altındaki son 30 yılda, insanlığın yaşadığı bilimsel ve entelektüel gerilemenin temsilcileri ve ifadeleridir.

İlkinin toplumsal üretim ilişkilerinin dönüşümüne ve özneye yer vermeyen aşırı kaba coğrafi-determinizmine karşın bir miktar bilimsellik iddiası  ve nedensellik ilişkisi arayışı taşırken, ikincinin öznenin yanısıra nesnel gerçekliği de inkara varması, “insan doğası” ve felsefi antropolojiye dönmesi, bu gerilemeyi daha da çarpıcı kılar.

  ANTROPOLOJİK KAPİTALİZM - 4

 

Pop-bilim endüstrisi

 Jared Diamond endüstrisininin önlenemez yükselişi, elbette raslantı değildi.

 Birincisi, onun, tarımsal üretime geçişten günümüz emperyalist kapitalizmine kadar tüm bir insanlık tarihini, eşitsizlik, sömürü, tahakküm, istila ve katliamları, aşırı kaba bir coğrafi-determenizme, “coğrafi kader”e indirgeyen tarih dışı “bilimsel kaçınılmazlık” kurgusu, sosyal darwinizmin jeo-evrimci bir versiyonundan ibaretti.

Kapitalist üretim ve egemenlik ilişkilerinin doğallaştırılması, kaçınılmaz ve değiştirilemez doğa yasası olarak sunulması, burjuva sosyal bilim anlayışının her zaman ki alamet-i farikasıdır.

İkincisi, bu demirden biyo-coğrafi evrimci kaçınılmazlık kurgusu,  1990'lı yıllardan itibaren, “Yeni Dünya Düzeni”, “Küreselleşme”, “Özelleştirme”, “Teknoloji”, “Neoliberalizm” gibi adlar altında sunulan emperyalist kapitalist stratejilerin kaçınılmaz, değiştirilemez, değiştirilmesi teklif bile edilemez TİNA'cılığı (There İs No Alternative: Başka Seçenek Yok!”) ile örtüşüyor ve “sosyal bilim” yamacılığını üstleniyordu.

Üçüncüsü, bir sosyal bilim şarlatanlığı çerçevesinde dünya çapında böylesine bir tekelci oligarşik kapitalist endüstri ve piyasanın yaratılması, önceki tüm örnekleri de gölgede bırakıyordu.

 Dördüncüsü, Jared Diamond, etno-tarih ve antropolojinin neoliberalize edilmesinin ve neoliberal sermaye birikim ve egemenliğine “teknik olarak uygulanabilir” hale getirilmesinin köşe taşlarından biridir.

O günümüzde dünya çapında ve Türkiye'de, sol dahil, halen etkisini sürdüren “antropolojik neoliberalizm” modasının başlıca spekülatör ve yaygınlaştırıcılarından biridir.

 Beşincisi, kapitalizmin kriz ve sarsıntılarının, dönüşüm süreçlerinin, Batılı orta sınıfların da konum kaybı ve gelecek kaygılarının kendini yeniden hissettirmeye başlaması, teknoloji, ekoloji, tarih, medeniyet, nereden geldik nereye gidiyoruz soruları, “antropolojik neoliberalizm”e uygun bir piyasalaştırma ve av-sahası zemini sunuyordu.

 Altıncısı, neoliberal kapitalist küreselleşme saldırganlığı, pek çok bölge ve ülkede dışlanmış, en büyük yoksunluk ve yoksulluğa hapsedilmiş ve görünmezleştirilmiş yerli topluluk ve halkların mücadelelerini de yeniden canlandırıyor, yerlileri dünya çapında yeniden ilgi konusu haline getiriyordu.

Bu da neoliberal kapitalizme, antropoloji ile harmanlayarak, kültür, kimlik, yerel, farklılık anlatıları üzerinden yeni bir “yapısal uyarlama” alanı açıyordu.

 Kapitalizmin belli dönemlerinin “ruhunu” ve (başta orta sınıfların) ruh halini, belli yetenek ve özellikleriyle en önce yakalayıp bunları en iyi “sahte bilim” aranjmanlarıyla popülerleştiren entelektüel girişimciler, (sermaye tarafından) “seçilmiş” ve “kutsanmış” zihin markaları haline gelirler.

Böylece sermaye trend ve ideaları, bilimsel, kültürel, estetik popülizmin kült imajları yoluyla entelektüel modaya dönüşür.

Bir Fukuyama'nın, Davutoğlu'nun sözkonusu kitaplarını veya diyelim ki Dünya Bankası gibi mali oligarşik kurumların ilgili rapor ve yönergelerini okumamış, ve onlara tepki duyuyor olabilirsiniz.

Fakat pop-bilim (pop-sanat, vd) endüstrisinin ürettiği entelektüel starlar ve modalar da aynı işlevi görür.

J. Diamond'ı -veya Harari'yi- okuduğunuzda, ilgi ve merak duyduğunuz konulara yansıtılmış olarak, aynı sermaye trend veya ideasının, kurgu-bilimsel realizasyonunu ve estetizasyonunu okumuş olduğunuzun arkında bile olmazsınız.

 Jared Diamond'un gerçek dehası buydu: Paleolitik, Neolitik, Antik,Orta Çağ toplumlarına dair bazı gerçek olgulardan seçmece, palyatif, bazıları düpedüz gerçekleri çarpıtan, fakat tabii ki egzotik, sansasyonal, magazinleştirilmiş anektod-öyküler türetir.

Tarihsel-antropolojik anektodlarını varmak istediği sonuca göre seçer, düzenler, kurgular ve bunlardan -aslında baştan içerili kıldığı-  yüksek genellemeler çıkarmış görünür.

Ardından prekapitalist toplumlar için kanıtlanmış saydığı “biyo-jeo-etno tarih” savlarını, bir zıplayışta – yine seçmece, betimsel analojiler ve karşılaştırmalar ile- günümüz kapitalist toplumlarına uygulamaya kalkışır.

Pop-bilim şovu, orta sınıfların ilgi, merak, kaygı, korku duyduğu sorunlara ilişkin, bilim suyuna batırılmış muzafferane öğütler ve kehanetlerle son bulur.

CV'sine futurolojiyi de ekler.

Tüm bunları oldukça ustaca yaptığını kabul etmek gerekir.

En başta atraksiyoner öykülendirme yeteneğine diyecek yoktur.

Fizyoloji, evrimsel biyoloji, biyo-ekoloji, doğal yaşam gözlemciliği, nadir bulunan kuşları gözlemek ve incelemek için sık gittiği Yeni Gine'deki yerli topluluklarıyla bu vesileyle ilişkileri, dil uzmanlığı ile okur ve izleyicisini etkiler.

Zaten tarih, antropoloji, ekonomi-politik ve bir bütün olarak sosyal bilimler alanındaki sığlığı ve zırvalarının, doğa bilimleri alanındaki birikimi ile harmanlayarak çiğnenmeden yutulmasını sağlayan da budur.

 Kapitalist star sistemi bile, toplumsal cazibe sembolü haline getirmek üzere pop-star imajlarının yaratılması ve pazarlanmasında bazı asgari yetenek ve nitelikleri gözetmek durumundadır.

Örneğin bir sinema ya da müzik starının, pop-endüstrisi için tabii ki düzgün ve çekici bir fiziğinin, etkileyici bir sesinin, belli bir sahne performansı yeteneğinin olması gerekir.

 Tüketilme sürecini, içerik ve yararlıktan çok albeniyle kolaylaştırma ve basitleştirme, pop-kültürün bir koşuludur.

Dahası belli toplumsal rollere, inançlara, sağduyulara; kitlelerin ilgi, merak, beklenti, endişe ve arayış trendlerine şu veya bu düzeyde hitap etmesi gerekir. Böylelikle toplumsal ilgi ve ihtiyacın yöneldiği, ve piyasa-imaj mühendisliğiyle  çok daha yığınsal olarak yöneltildiği “üstün yetenek” görünümü ve cazibesi, arzu imajları olarak, markalara ve starlara dönüşür.

Markalar, starlar, pop-imajlar, soyut insan kültünün cisimleşmesi gibidirler. İhtiyaçlar pop-imajlara bağlanırken, kült-imajlar da adeta bilinç-dışı inanç ve hayranlık haline gelerek, ihtiyaçları dizayn ve manipule etme gücü kazanır. İmajlara (soyut insan kültüne) bağlanan ihtiyaçlar aslen duygulara ve inançlara; somut yararlılığa dair ihtiyaçlar ise daha ziyade akla tekabül eder.

Meta üretimine dayalı bir toplumda, kitleler gerçekten neye ihtiyaç duyduklarına, neyin yararlı veya yararsız olduğuna bilinçli ve ortak karar verme olanağına sahip olmadıklarından yararsız (ve çoğunlukla tuzaklı) cazibe, cazibesiz yararlılığın kolayca önüne geçer.

 Pop-endüstrisinin bir bileşeni haline gelen pop-bilim artık başlıbaşına bir kapitalist endüstri sektörüdür.

Kendi starlarını; Jared Diamond ve Harari gibileri üretir.

Gerçek toplum ve tarih bilimlerinin cazibesiz yararlılığı, pop-bilimin yararsız (ve zehirli) cazibesi tarafından kenara itilir.

Pop-bilim endüstrisinde bilimsel teoriye, nitelikli inceleme araştırmaya, çözümlemeye, açıklamaya, sorgulamaya, bilimsel-eleştirel bilgi ve çözüm üretmeye yer yoktur.

Aşırı derecede sulandırılmış ve haplaştırılmış, teorik bir derinliği olmayan, iç tutarlılık ve bağıntıları gözetilmeyen malumatlar ve nlatılar vardır.

Kuşkusuz ciddi bilimsel çalışmaların basitleştirilmiş, kısaltılmış versiyonları da popüler bilim kategorisine girer.

En kötüsü el kitapları, daha az kötüsü giriş kitaplarıdır.

Marksist teori de bunlardan az çekmemiştir.

El ve giriş kitapları, basitleştirilmiş özetler, gerçek bilimsel çalışmaların yerine geçirilmeye kalkışıldığında, vulgarizasyon ve tahrifata yol açabilir.

Gerçek bilimsel çalışmaları ikame etmek yerine, incelemeye yönlendirdikleri ve özendirdikleri durumda bir işleve sahip olabilirler.

Bilimsel çalışmaların sakatlamadan yalınlaştırılmış özetlerini hazırlamak bile, bilimin derinlemesine özümsenmesi ile mümkündür.

Pop-bilim endüstrisi ise bilimsel çalışmaların basitleştirilmiş versiyonları olmaktan çoktan çıkmıştır.

Sosyal bilimlerin de bizzat piyasalaştırılması ve sermayeleştirilmesi anlamına gelir.

Bilimsel meselelere ilişkin toplumsal ilgi, merak ve ihtiyaçları piyasa talebine çevirir ve bunlara yığınsal, yüzeysel, çabuk tüketilebilir sermaye-piyasa “çözümleri” üretir.

Önemli olan doğruluk değil etkileyiciliktir.

Tabii bunun için de pop-bilim ürünlerinde bir miktar bilim efekti, biraz bilimsel, en azından akademik birikim konuşturmak, literatür paralamak gerekir.

Tüm sosyal-bilimler yağmaya açılır.

Onlardan işine gelen, seçmece, kapitalizm açısından zararsız görünen fikirler, inceleme örnekleri alınır, bunlar türeti kurgulara bilim efekti katmakta kullanılır. Bilimsel bilgi üretimi yerine etkileyici kurgu-bilim öyküleri anlatma yeteneğine sahip olmak gerekir.

Toplumsal-bilimsel ilgi, merak, kaygı eğilimlerine piyasa damarından girmek, ihtiyaç duyulan soru ve sorunların “iç görüyle” ele alındığı, çok aranan müthiş yanıtların “üstün bir yetenek” ile nihayet verildiği izleniminin yaratılması gerekir.

 Pop-bilim endüstrisi, sermaye-piyasa yönelimlerini kitlelere mal etmek için, yalnızca popüler değil popülist olmak zorundadır.

Çekim gücü, bilim ile gündelik bilinç arasındaki mesafeyi kaldırır görünmesindedir. Gerçekten kaldırır!

Ama gündelik bilinci bilimsel-eleştirel bilgiye doğru yükselterek değil, tam tersine bilimi sanal ve yanıltıcı sağduyulara meze yaparak!

Biçimsel bilinç ve görüngüsel gündelik yaşam düzeyinden konuşur.

Ele aldığı meseleleri, gündelik yaşamın genel geçer sağduyuları alanından bolca kendinden-geçerliymiş gibi görünen amiyane örnekle iç içe geçirerek hikaye eder.

Aaa, dersiniz, ben bunları biliyorum, bunlar hiç de sandığım gibi ciddi birikim ve çetin inceleme-araştırma gerektiren meseleler değilmiş, gündelik sağduyuma uyuyor, doğru söylüyor!

Falcının yaşamınız ve geleceğiniz üzerine spekülasyonlarını, kendi dilek ve kaygılarınız ile bağlantılandırıp yorumlayan gerçekte siz olduğunuz halde, aaa nasıl bildi, diye şaşırırsınız.

 Pop-bilim endüstrisi de böyle işler.

Gündelik-biçimsel bilinç, tarihsel-toplumsal gerçeklerin ve hareket yasalarının sanal ve tersyüz dış görünüm biçimi olmaktan öteye geçmez.

Bu yüzden her türlü spekülasyonun, manipulasyonun, çarpıtmanın, göz boyama ve mazur göstermenin temelini oluşturur.

Pop-bilim endüstrisi büyük ölçüde bunun üzerine kuruludur.

Şimdi karşınızda; ilgi, merak ve kaygı duyduğunuz, ancak sizin gibi fanilerin “asla aklının ermeyeceği yüksek uzmanlık konusu” olduğunu düşündüğünüz  soru ve yanıtları, etkileyici bir “anlatı performansı” ve “yüce sağduyu basitliği” ile bir kurgu-bilim senaryosu içine yerleştirerek (tabii yoğun medya-imaj-reklam kampanyaları eşliğinde) size pazarlayan, pop-bilim starı vardır.

  ANTROPOLOJİK KAPİTALİZM - 3

 

Neoliberal piyasa ve "ölçme-karşılaştırma bilimi"

J. Diamond'un neoliberal bilimciliği, 90'lı yıllardan itibaren Dünya Bankası'ndan stratejik danışmanlık şirketlerine, Fukuyama'lara vb kadar neoliberalizmin alamet-i farikası haline gelen; bölgeler ve ülkelerin “gelişmişlik düzeyi”, “gelişme potansiyeli”, “rekabet gücü”ne dair “ölçme-karşılaştırma”  “teknik analizi”nden ibarettir.

Neoliberal gelişmişlik analiz ve karşılaştırmaları, yüksek bilimsel analiz ve uzmanlığa dayanıyor gibi görünür ve gösterilir.

Gerçekte tarih dışılığı bir yana, anti-bilimsel mistifikasyonun dip noktasıdır.

 Hiçbir gerçek tarihsel-toplumsal süreç ve ilişkiyi analiz etmez, yalnızca mistifiye ve manipüle eder.

 Bilimsel analiz yerine geçirilen neoliberal ölçme-karşılaştırma tekniği şundan ibarettir: Üretim tarzı, üretici güçlerin gelişme düzeyi, üretim ve mülkiyet ilişkileri, sınıflar, rejim ve devlet biçimleri, iç ve dış çelişki ve mücadeleler, uluslar arası güç ve egemenlik ilişkileri, yani tarih ve toplumsal ilişkiler adına ne varsa bir yana bırakılır ve yok sayılır.

Birbirinden tamamen yalıtık olduğu varsayılan ülkelerdeki ele alınan konu hangisiyse; diyelim ki teknoloji, şehircilik, eğitim, demokrasi veya futbol-o bir kez daha geri kalan her türlü ilişkiden yalıtılır.

 Sonra da o konuda neoliberal nicel performans ölçme-karşılaştırma teknikleriyle dünya ligleri ve sıralamaları yapılır.

 Örneğin teknolojik inovasyonda filanca ülke ile falanca ülke karşılaştırılır, veya dünya demokrasi ligi sıralamasında filanca ve falanca ülkelerin yerleri belirlenir.

 Bu yöntemle her hangi bir konuyu soyutlayıp, örneğin kimin facebook sayfasında kaç beğen aldığı, veya filanca futbolcunun maç başına kaç pas yaptığı, ya da falanca pop-starın kaç sevgili değiştirdiğine varana kadar, kapitalist değer yasası cinsinden “ölçüp karşılaştır”abilirsiniz.

Sevgili değiştirme performansını magazinsel bulabilirsiniz, fakat aynı yöntemle yapılan “ölçme-karşılaştırmalı gelişmişlik analizleri” sizi “bilimsel kaçınılmazlık”lara hemen temin eder!

 “Başarılı/başarısız”, “kazanan/kaybeden” ülkeler gibi şeyleştirilmiş kategoriler, kapitalist gelişme “ölçme-karşılaştırma”sının olmazsa olmazıdır: Şikeli maça, aşağıdakiler için ölümcül lanetlenmişlik, yukarıdakiler için tanrısal kutsanmışlık adrenalini katar.

 J. Diamond'un pek bilimsel “karşılaştırmalı analiz” tekniğinden bir örnek verelim. Günümüz Batı kapitalizmi ile dünyanın geri kalanını teknolojik icad ve yenilikler açısından karşılaştırıyor.

Sıraladığı maddelerden birkaçı:

“Mucitlerin sahiplik haklarını koruyan patent ve öteki telif hakları yasalarıyla çağdaş Batı'da yeniliklere kanat gerilirken çağdaş Çin'de bu tür bir korumanın olmaması yenilik heveslerini kırıyor. ...

Amerikan toplumundaki güçlü bireycilik başarılı mucitlerin kendi kazançlarını kendilerine saklamalarına izin verir, oysa Yeni Gine'deki güçlü aile bağları, para kazanmaya başlayan birinin onlarca akrabasının kendilerini evine alması, karınlarını doyurması, ceplerine para koyması beklentisiyle kapısına dayanmalarını sağlama alır.”

İşte buna “antropolojik neoliberalizm” diyoruz!

 J. Diamond, neoliberal “ölçme-karşılaştırma analizler”ini, antropolojik magazinleştirme ve biyo-jeo-evrimci senaryolarla, kapitalizm-öncesi Paleolitik, Neolitik, Antik, Orta Çağ toplumları arasındaki seçmece “tarihsel” karşılaşma ve karşılaştırma mizansenleri üzerinden de bolca yapar.

 Neoliberal kapitalist ideolojinin, “başarılı/başarısız”, “kazanan/kaybeden” ve çünkü “sahip olan/olmayan” şeysel kategorileri, biyo-coğrafi evrimci determinizm, yani bir doğa yasası kurgusuyla, kapitalizm-öncesi toplumları seçmece karşılaştırma anektodlarıyla tüm bir insanlık tarihine mal edilir.

Kapitalizm-öncesi toplumların neoliberal kapitalist “ölçülme-karşılaştırılma”sından çıkarsanan soyut determinizm yasalaştırmaları, dönüp çağlar ötesi bir zıplayışla, günümüz “modern Batı üstünlüğünü” ve yeni egemenlik stratejilerinin mazur, meşru ve kaçınılmaz gösterilmesinde kullanılır.

Bu tür bir neoliberal-bilimcilik, “olanın olması gereken, olması gerekenin de zaten olan” olduğunu kapitalist soyut-değer cinsinden performans  ölçme-karşılaştırma teknikleriyle totolojik “kanıtlanması”ndan ibarettir.

“Çağdaş Amerikan kültüründe, entelektüel kutsanmışlık tarihsel momentin ideolojik fon müziğini işitme, ve ona zahmetsizce eşlik etme yeteneğine sahip olmayı gerektirir.

Örneğin Sovyetler Birliği çökerken Francis Fukuyama'nın 'tarihin sonunu' ilan edişini, veya Malcolm Gladwell'in küçülmeye gitmiş şirketlerin yöneticilerinin 'ezber bozucu' kararlarını övüşünü düşünebiliriz.

Kilit nokta sosyal güç veya sınıf ilişkilerinin, siyasal veya sosyal çelişkilerin her türlü tartışması yerine, nötr görünümlü ve gayrı-şahsi güçleri geçirmektir.

Geçen onyıllarda, hepsi yüzlerce yıllık tarihsel değişimi açıklama iddiasıyla bilimsel kaçınılmazlık haleleri takınan deterministik şemalarin -teknolojik, biyolojik, çevresel- güçlü bir yeniden diriltilişine tanık olduk.

Kutsanmış entelektüellerimiz, sahip olanlar ile olmayanlar, veya sömürgeciler ile sömürgeleştirilenler arasındaki karmaşık mücadelelere ilgi göstermek yerine, Silikon Vadisi'nden gelen son ağsal stratejilerin kozmik imalarına, veya savanda 100 bin yıl önce olduğu varsayılan doğal seçilimlere odaklandılar.

Neoliberal zamanlarımızda ciddi düşünce adına geçer akçe olan budur - aklın tümden tarih-dışılaştırılmış çerçevesi, ayrıcalıklı olanların ayrıcalıklarından hoşnut olmasını, ve diğerleriyle pazarlıkta el artırmasını sağlar.”

  ŞAMANİZMİN BİLİMSEL ARKA PLANI     Bugün birçok ülkede bilimsel çalışmalar disiplinlerarası bilimsel araştırmalar şeklinde yürütülme...